Adem Örengül

YARGININ BAĞIMSIZLIĞINI KAYBETTİĞİ TARİH

Adem Örengül

Değerli okurlarım, hakimler ve savcılar siyasi karar verdikleri zaman tazminat davası açılabiliyordu. Taa ki akp iktidarının 12 Ocak 2011 tarihinde torba yasayla 6087 sayılı Mehmet Haberal yasası diye bilinen 5235 sayılı adli yargı ilk derece mahkemeleri ile istinaf mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri hakkında kanun'un 13. maddesi değiştirilene kadar. Buna göre;"Hakim ve savcılara kişisel tazminat davası açılamaz. Zararlar hazine'ye (devlete) karşı talep edilir. Yargı ne karar verirse versin sorumlusu devlet." Şekilde değiştirildi...
Buna neden olan olaylar; Ergenekon davası bağlamında Mehmet Haberal'ın tahliye talebini reddeden hakimler aleyhine açtığı tazminat davası ve bunun tetiklediği yasa değişikliği. Bu, Türkiye'de hakimlerin "kişisel sorumluluğunu" sınırlayan önemli bir dönüm noktasıydı.19 Haziran 2008 tarihinde Prof. Dr. Mehmet Haberal (Başkent Üniversitesi kurucusu, tıp profesörü), Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanır. Tutukluluk hali, sağlık sorunları nedeniyle hastanede sürer ve yıllarca devam eder. 2009 da tahliye talepleri reddedildi. 17 Nisan 2009 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, Haberal'ın sağlık gerekçesiyle tahliye talebi 9 hakim tarafından reddedilir. Bu karar, Haberal'ın "haksız ve hukuka aykırı tutukluluk" iddiasının temelini oluşturur. Hakimler, yetersiz gerekçelerle tahliyeyi engellemekle suçlandı. 2010 yılında tazminat davası kazandı. Hakimler kişisel olarak sorumlu tutuldu. Haziran 2010 da Haberal'ın tahliye talebini reddeden 9 hakime (İstanbul 14. Ağır Ceza, 12. Ağır Ceza ve 9. Ağır Ceza mahkemelerinden) karşı İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde haksız fiil tazminat davası açtı. Dava, hakimleri "kasten hukuka aykırı tahliye etmemek"le suçlandı.16 Haziran 2010 tarihinde Mahkeme, her hakimi Haberal'a 1.500 TL manevi tazminat ödemeye mahkum etti. Toplam 13.500 TL. Bu, Türkiye'de hakimlerin kişisel malvarlığından sorumlu tutulması açısından emsal bir karar olur ve kamuoyunda "hakimlere dava yağmuru" tartışması başladı. 5 Kasım 2010 tarihinde Hakimler kararı temyize götürür. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, tazminatı onadı. Bu onama, hakimlerin kişisel sorumluluğunu pekiştirir ve benzer davaların önünü açar (örneğin, diğer Ergenekon sanıklarının da hakimlere dava açması gündeme gelir).2010 Sonu,  2011 Başıydı Hükümet "Apar Topar" yasa değişikliği ile sorumluluk devlete kaydırıldı.
Aralık 2010 da Yargıtay onamasından hemen sonra (yaklaşık 1 ay içinde), hükümet (AKP dönemi) hakimlerin kişisel sorumluluğunu kaldırmak için harekete geçti. Medyada "Haberal maddesi" olarak anılan düzenleme hazırlanır. Amaç; Hakimlere doğrudan dava açılmasını zorlaştırmak, tazminat yükünü devlete aktarmak ve yargı bağımsızlığını "korumak" olarak yedirilir ve yargının siyasallaşmasının önü açıldı. "12 Ocak 2011 tarihinde 6087 sayılı Kanun TBMM'de kabul edilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır. Değişikliklerin ana maddeleri, 5235 sayılı adli yargı ilk derece mahkemeleri ile İstinaf Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 13. maddesi değiştirildi. Buna göre; Hakim ve savcılara kişisel tazminat davası açılamaz. Zararlar Hazine'ye (devlete) karşı talep edilir. Devlet tazminatı öder, ancak kusurlu hakim/savcıya 1 yıl içinde rücu eder (parayı geri alır). Rücu davaları Yargıtay'da görülür, hakim için "ceza veya mahkumiyet şartı aranmaz".İstisnalar sınırlı. Sadece "kayırma, kin, menfaat, delil karartma" gibi ağır kasıt durumlarında kişisel dava açılabilir. 
Sonuç olarak; Türkiye'de hakim bağımsızlığı ile hesap verebilirlik dengesini değiştirdi. Öncesinde Borçlar Kanunu'na göre hakimlere kişisel dava açılabiliyordu, ama 2011 yasasıyla devlet "kalkan" oldu. Haberal'ın davası tetikleyiciydi; benzer davalar (örneğin terör sanıklarının) artınca yasa hızlandırıldı. Bugün hala geçerli tazminatlar hazine'den alınır, hakimlere nadiren dokunulur. Eleştirmenler "yargıya koruma" alındığını iddia ediyor. Hakimliklerin yanlış karar verdiklerinde hükümet arkasında demektir.

Yazarın Diğer Yazıları